Halk tarafından ve Hükümet tarafından geniş açıyla bakarak olayları değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Arada ciddi bir iletişim kopukluğu var, nedenini anlayabilmiş değilim. Bunu anlamaya çalışacağım bu incelememde..

Farklı düşüncelere sahip insanlardan edindiğim fikirler doğrultusunda bu yazıyı yazıyorum. İçlerinde eleştirdiğim ya da sempati duyduğum detaylar olabilir, lütfen beni bir taraf için yazıyormuş gibi yaftalamak yerine anlatılmak istenene odaklanın ve empati yapmaya çalıştığımı anlayın:) Hatam varsa affola!..

Masum Direnişci Ne İstiyordu?
Ağaçlar kesilmesin.. Doğayı koruyalım.. Gezi Park; AVM ya da Rezidans olmasın. Halkın tümüne ait olsun, birkaç ultra zengine değil. Halk gelsin burada yaz sıcağında serinlesin, temiz havayı içine çeksin, yeşile özlemini gidersin, kitabını okusun, çocuğunu gezdirsin.. Şehrin dışına dikilen ağaçların bir önemi yok ki şehirde yaşayanlar için, onlar her gün gezdiği yerlerde DOĞA’ dan bir iz görmek istiyordu.

Hükümet Ne Anladı?
Büyük birşey değil, bir avuç çapulcu Taksim’in yeni yaya düzenlemesini engellemek istiyor. Halbuki bittiğinde ne kadar güzel bir yaya alanı olacak. O kadar emek harcıyoruz yine birileri çıkıp bizi engellemeye çalışıyor. Grup dağıtılsın.. Çalışmalara devam edilsin.. Biz çalışıyoruz birileri karalıyor sürekli!

Polis Müdürü Ne Anladı?
Daha 1 Mayıs’ da gölge düşen imajı yeni düzeltmeye başlamıştık ki yapılır mı bu ya? Bunlarla mı uğraşacağız. Çolukla çocukla.. Grubun sayısı azmış zaten sıkın gazı, biraz gövde gösterisi yapın, yakın çadırlarını korkar onlar. Zaten yeşilci, barışcı bir avuç çocuk, dağılırlar.

Polis Ne Anladı?
Polisin “VİCDANLI” olanları bir yana, onlar ne yapmaları gerektiğini zaten iyi biliyorlardı!
Ama vicdansız, acımasız, olgunlaşmamış olanları her zaman bu fırsat ele geçmez, “VUR ÇAPULCUYU TOPLA BONUSU” şeklinde ortalığı savaş alanına çevirdi. Kendini bir bilgisayar oyununda zannetti. Ve bu arkadaşlar çağımızın vebası “okumaMA” hastalığından da muzdaripti ki üzerinde kocaman harflerle hem de Türkçe olarak, “açık alanlar için gaz fişeği, doğrudan insanların üzerine ateş etmeyiniz” yazan fişeklerle kafaları, gözleri, küçücük dükkanları hedef aldı.

Eylemi Uzaktan Takip Eden Halk Ne Yaptı?
Halkın çoğunluğunda iki düşünce hakimdi.

1. “Abi bizim çocukları polis dövüyormuş gidip KURTARALIM.” şeklinde garibanı kollamak için mahalleliyi toplayan harbi delikanlı modundakiler.
2. Evinde gelişmeleri izleyen, gece internet başında uyuyup sabah ilk iş ne olmuş diye internete koşan, GeziParkı’nda ne oldu diye düşünmekten işine gücüne konsantre olamayan, ortalığın savaş alanına dönmesine, şehri kaplayan biber gazına, polisin acımasızlığına kızan ve özellikle Başbakan’ından ya da valisinden GÖNÜL ALICI bir çift söz duymak isteyen ve bitsin bu karmaşa, düzelsin artık herşey diye umutla bekleyenler.

Hükümet Ne Yaptı?
“AVM yapımına daha başlamıyoruz ki oradaki 16 ağaç yaya yolu genişletilmesi için taşınacak, boşuna bu gürültü. Ama AVM’nin kararı da çıktı, CHP’de onayladı. Biz yapacağız dedik, yapacağız.” benzeri cümleler kurarak;
1. Oradaki kitlenin aslında yanlış anlama üzerine bilinçsizce orada olduğu,
2. Kitlenin CHP taraftarı olduğu düşünülerek CHP tarafından da onaylanmış olan karara itibar etmesi gerektiği,
vurgulanmaya çalışıldı. Ve kırgın insanları direnişçiye dönüştüren, evlerinde kalmayı tercih edenleri sokaklara döken de bu yanlış anlama ve son cümledeki inatlaşma oldu.

Hükümet; ağacın, doğanın önemini ve haksız şiddete maruz kalanları önemsizleştirdi, yanlış amaç uğrunda telef olduklarını söyledi. Tarafsız olabileceklerini kabul etmedi ve AVM için; ne olursa olsun yapıyoruz, hadi engelleyin bakalım “HODRİ MEYDAN” demiş oldu.
Bunun yanında, polisin orantısız güç kullandığı belliydi ve bu yanlış hükümet tarafından kabul edilmemişti. Bu güce ve haksızlığa karşı olanlar kırılmıştı, incinmişti. Üstelik yüzeysel yaralar neyse iyileşirdi ama ya kırılan kalpler? Onlar nasıl iyileşecekti.

Bir de üstüne eylemi yine amacından saptırarak; İstanbul Belediyesi’ni bizden almak için yapıyorlar bu eylemleri dediler tuzu biberi oldu. Gerçek neden ve çözüm yolları hükümet tarafından anlaşılamamıştı.

Halk Ne Yaptı?
Hodri Meydan’a karşılık vermemezlik olmazdı. Halk kendini sokağa attı, 1 iken 1000 oldu ve direniş başladı. İlk eylemin bakış açısı “Ağaç ve Doğa Sevgisi” idi. Fakat artık eylemin amacı, “Düşüncelerin özgürce savunulabilmesi, Haklara Saygı Duyulması ile Doğayı ve Maduru Kollama” olarak genişlemiş oldu.

Çünkü insanlar, herkesi eşit olarak kucaklayan bir Başbakan istiyordu. Partiler üstü bir Başbakan. Onları dinleyen ve baba şefkatiyle ortalığı yatıştıran.. Ama verilen demeçler direnişçilere bunu hissettirmemişti ne yazıkki. Yine bir baba gibiydi ama yanlış yapan polis yavrusunu kayıran ve diğerlerine “Sen sus, o daha küçük” diyerek konuşmasına izin vermeyen bir baba tavrıydı onlar için. Sözleri yine yerine ulaşmamıştı. Devam ettiler onlar da..

Polis Müdürü Ne Yaptı?
Bir durup düşünüp ortalığı yatıştıracak bir tavır emri vermek yerine şiddete devam etti. Şiddet yönelimli mensupları açığa almak yerine biber gazı bitene kadar sıktırmaya izin verdi. Taksim’i bir ziyaret edip insanların derdini dinlemek yerine masa başından yönetmeyi tercih etti.

Provakatörler Ne Yaptı?
Küfürler ve türlü kışkırtmalarla polisi daha da fazla güç kullanmaya çekti. Provakatif ve bölücü gruplar için bulunmaz bir fırsattı bu kullanmamak olmazdı. Kaynağı belli olmayan hesaplardan ölüm haberleri, ve yalan resimler paylaşarak insanları galeyana getirmeye çalıştılar. Haklı bir eylemi bir iç savaşa dönüştürmek için ellerinde geleni ardlarına koymadılar.

CHP Ne Yaptı?
Önce eylemi sahiplenmeye ve bunu iktidar için kullanmaya çalıştı. Sonra baktı başaramayacak, eylem onu aşacak, geri çekti kendini ki doğrusu da buydu.

Polis Ne Yaptı?
Gücünü arttırdı. Provakasyona karşı kendini koruyamadı. Yanlış yollara başvurdu, sivil polislere eylemcileri dövdürüp ak kaşık gibi çıkabileceğini sandı.
Eylem büyüdü, büyüdü, yayıldı tüm Türkiye’ye..

Hükümet Ne Yaptı?
Hala eylemcilerin amacı ne anlamaya çalışmadı. Halbuki eylemciler can kulağıyla dinliyorlardı hükümetin açıklamalarını ki bir çift TATLI söz duymak için.. O sözler bir dökülse içleri rahatlayacaktı. Neydi o sözler?

“Aşırı güç kullananlar ve sorumluları cezalandırılacak, AVM konusu tekrar değerlendirilecek halkın hassasiyetlerine önem verilecek!..” O kadar kolaydı ki..

Bunun yerine ne dendi? Bir gazetecinin sorusuna karşılık; “Ortamı yumuşatacak söz neymiş söyle de bilelim.. Bizim de evde zor zaptettiğimiz %50’lik bir kesim var.”

Bu sözler çok talihsizdi çünkü halk kendi kendine bütünleşmeye çalışırken dışarıdan ayrıştırılmaya çalışılıyor gibiydi. Belki hazırlıksız söylenmiş, boş bulunulmuş, bir anda sarfedilmiş bir sözdü ama insanların kalbi hiç onarılmadan kırılmaya devam ediyordu.

Ve baba yine bu çocuğu dinlemiyor, yatıştırmaya çalışmıyor, diğer çocuklarına dövdürtmekle tehdit ediyor gibi bir tutum takınıyordu.
Bu süreçte en iyi davranış polisin hata yapmaması, geri çekilmesi ve sert müdahaleden kaçınması konusunda uyarılması oldu!
Bu arada “Başbakanı yedirmeyiz!” şeklinde yapılan açıkmalar ise olayın hükümet tarafına hala doğru aktarılamadığını gösteriyordu.

Halk Ne Yaptı?
Söylenenleri ciddiye alamazdı. Alırsa daha da üzülecekti, reddetme yolunu seçti. Mizahi direnişe kaptırdı kendini, babası tarafından şefkat görmemiş her çocuk gibi şakaya vurdu herşeyi. Espri bombası epey malzeme dolaşmaya başladı internet üzerinde. Geyiğin dibine vuruldu. Bu arada provakatörler ve direnişi sahiplenmeye çalışanlarla nasıl başa çıkacağını öğrendi. Bir yandan da temizlik yaparak olayın ciddiyetini unutmaya çalıştı, hani kadınlar bazen sıkıntılarını temizlik yaparak atar ya:) Mis gibi yaptı sokakları..
Masum direnişçi bunları yaparken, diğer tarafta iki farklı düşünce daha vardı.
1. Bu direnişi Tayyip Erdoğan’ı devirmek için kullanmaya çalışanlar: Bu grubun sesi pek yükselemedi. Çünkü Tayyip Erdoğan giderse yerine koyabilecekleri sağlam bir adamları yoktu, ah bir hazırlıklı karşılasalardı bu eylemi. Ama doğal geliştiği için ani olmuştu ve son gece çalışıp gelmişlerdi her Türk’ün sınavlarla imtihanı gibi:)
2. Tayyip Erdoğan giderse, yine eski karanlık ve hakların hiçe sayıldığı zamanlara döner miyiz diye korkanlar: Ya yine kılınan namazlara, tutulan oruçlara, başörtülerine karışırlarsa.. Genç kızlar üniversitelerden atılır, dindar kesim koyun ve aptal gibi sözlerle aşağılanırsa. Tam toplum huzuru yakalanmışken bundan korkmaları çok doğaldı aslında çünkü bir nesil inançlarının gereğini yapmak istedikleri için ezilmişti ve AKP onların kurtarıcısı olmuştu.

Ama korkmalarına gerek yoktu çünkü dediğim gibi hiçbir partinin Tayyip Erdoğan yerine gösterecek adamı yoktu ve halk da artık askeri darbe falan istemiyordu. Hele de bu kadar özgür olmak isterken:) Darbe çağrısı yapılan mitinglere benzemiyordu bu..

Cumhurbaşkanımız Ne Yaptı?
Herkesin günlerce başbakanımızdan duymayı HASRETLE beklediği tüm cümleleri söyledi yine yatıştırıcı ve bütünleştirici üslubuyla. Yine GÖNÜLLERİ KAZANMAYA çalışan ve büyük ölçüde başaran o oldu.

“Mesaj Alınmıştır!”

Bununla da yetinmeyerek başbakan vekili Bülent Arınç’ı ve direnişin partiler üstü kahramanlarından ilan edilen Sırrı Süreyya Önder ile görüştü ve onların da ortalığı yatıştıracak rol oynamasına ön ayak oldu.

Hükümet Ne Yaptı?
Bülent Arınç, günler önceden yapılması gerekeni yaparak hükümet olarak madurlardan özür diledi ve GeziParkı’na gideceğini açıkladı. Polisi geri çekti. Yanlışların sorulacağını söyledi. Gezi Parkı için referandum önerdi.

Halk Ne Yaptı?
Ortalık sakinleşti, kalpler biraz yatıştı. Polis geri çekilip provakatörlere de pirim verilmedikçe direniş şölene dönüştü. Gezi Parkı’ na kütüphane inşasına başladı. Çok üretken ve sevimliydi gençler.

Bu süreçte herkes; sokakları temiz tutma, kitap okuma, karşılıklı dayanışma, fikri ve inancı ne olursa olsun karşısındakine SAYGILI olma konularında örnek oldu.

Bunların aksi davranışlar sergileyenler, karşısındakinin inancına, düşüncesine hatta dinine küfredenler olmadı mı? Oldu ne yazıkki.. Ama onların da sesi çok fazla çıkmadı, susturuldular. Çıkmamalı da zaten! Ama böyleleri her toplulukta çıkar.. Fazla prim vermemek en doğrusu;)
DOĞA SEVGİSİ; İNSANLARA SAYGI ve OLAYLAR KARŞISINDA SAĞDUYU bu eylemden çıkarılması gereken derslerin başında geliyordu.

Yabancı Basın Ne Yaptı?
Herşeyin güllük gülistanlık olduğu, kasırga da olmasa haber bulmakta zorlanan yabancı basın için bir Arap Baharı haberi daha bulunmaz nimetti hem de Türkiye’ de. Herşeyi bütün çıplaklığı ile yayınladılar.

Bizim medyadakinin aksine sansürsüz yayın yapmaları güzeldi ama daha kimse dile getirmeden benim de canımı sıkan nokta şuydu: Neden eylemimizi bir Fransız İhtilali, Wallstreet Eylemi, bir Greenpeace eylemi vb. gibi özgürlükçü, gelişimci ve bütünleşmiş bir halk hareketi olarak değil de bir diktatörün hakimiyetine isyanla başlayan sonu bölünmeye ve kardeş kavgasına giden Arap Baharı ile özdeşleştirmişlerdi?

Türkiye’de çekilen Hollywood filmlerinde bizi hep üçüncü dünya ülkesi gibi göstermeye çalışmalarındaki niyet ile aynı mıydı bu seferki de? Bunu tam çözemedim. Çekilen filmlerde gösteriliş biçimimize de üzülmüştüm zaten..

Halkı Anlamaya Çalışmak:
Halk ne istiyor diye bir gidip soran olmadı takip ettiğim kadarıyla. Derdini anlatamadılar ki rahatlayabilsinler. Anlattılarsa bile doğru bir tepki göremediler karşılarındakilerden. Ne istiyorlar? Ben anladığım kadarıyla yazmaya çalışayım:
– Gezi Park Kalsın, daha da çok park yapılsın.
– Başbakanımız sadece kendi çevresindekileri değil Haklı olan herkesi dinlesin, korusun ve kollasın. Bu kucaklayışı gösterecek birşeyler söylesin.
– Aşırı şiddet uygulayan polisler ve böylesine acımasız bir operasyon emrini veren yetkililer cezalandırılsın. Emniyet Müdürü istifa etsin.
– Gezi Parkı’na bir ne oluyor diye bakmaya bile gitmeyen vali halkın yanına giderek özür dilesin, hatta istifa etsin.
– Gaz bombası kullanımı yasaklansın.

Başbakanı Anlamaya Çalışmak:
Başbakan o ülkeden bu ülkeye, o açılıştan bu toplantıya aralıksız gidip gelirken gazete okuyor mudur? acaba diye düşündüm önce. Vakti oluyor mudur? Sanmıyorum dedim kendi kendime, birileri özet geçiyordur.

İnternete giriyor mudur? Takip ediyor mudur gündemi? Babamı düşündüm, başbakanla akran kendisi. Bilgisayarla, internetle arası nasıl? Neredeyse hiç yok.
Görmemiş olabilir mi gerçekten de? Kim ne istiyor anlayamamış olabilir mi? Sonuçta ona nasıl aktarılıyorsa o kadarını bilecek, televizyonlarda sansür uyguluyorsa (ki olaylar sarpa sarana kadar uyguladılar) nasıl gerçeklerden haberdar olacak?

Ona aktaran kişiler; “Birkaç çapulcu efendim, önemli birşey değil” dese o da ona göre davranacak. Acaba sayın başbakanımızın ekibinde mi bir iletişim eksikliği oluştu? Bunu sorgulamaları lazım öncelikle. Halktan kopmamış, empati kurabilecek birileri lazım ekibe!.. Ben aday olurum hatta, danışmanlık ücreti de istemem:)

Sonuç:
Benim fikrime göre bu eylemler gerçekten de ülkemize zarar, polisle halkı birbirine düşürmek, insanları gruplara ayırmak, ülkeyi kaosa sürüklemek ve kazanılan başarıları, emekleri hiçe saymak, kötü tanıtım için birebir. Suriye, Libya deyince kafanızda canlananları düşünün, şimdi bizi de öyle görenler var:(

Ama unutmamak lazım ki, zararsız bir oturma eylemi, sınırsız güç emrini veren bir polis müdürü tarafından haksızlığa karşı bir direnişe dönüşmüştür. O polis müdürü hala koltuğunun peşindeyse, istifa etmediyse yazık.

Vicdanlı polisler emri zararsız uygulamaya çalıştı, onlara saygımız tamdır. Ancak vicdansız ve acımasız, şiddetten zevk alan hırsını çıkarırcasına döven ve gaz sıkan polislerin cezaları bu dünyada verilmezse de kul hakkı ile gidecek olmaları başlı başına bir ceza zaten. Bunu unutmasınlar!.. Bu olayları tetikleyen, polisi özellikle kışkırtan provakatörler de aynı şekilde. Herbirini dünyada tek tek bulmak mümkün değil ama Allah’ın adaleti bireye göredir. Ve ben O’na sonsuz güveniyorum!

İnsanların birbirine SAYGILI davranmaya, karşısındakini anlamaya çalışması çok güzel! Ama hala bunu tam anlayamayan iki grup insan var; derdini anlatmaya çalışanlara ayet ve hadislerle gavur düşman ilan eden dini bütün arkadaşlarımız olduğu gibi AKP’ye oy verenleri “fikirsiz, yobaz vb” yakıştırmalarla aşağılayanlar var. Şu fikrimi açıkça belirtmek istiyorum bu arkadaşlara;
1. AKP’yi desteklemeyenler, eleştirenler olabilir. Kimse mükemmel değil, siyasi bir partinin tertemiz ve mükemmel olması düşünülemez. Yönetimler eleştirildikçe mükemmelleşir! Halka hizmet edenler eleştirileri dikkate almalı ve yapabileceği birşey varsa düzeltme yoluna gitmelidir.

Olaylara eleştirel bakan insanların Allah inancı sizden daha az olabileceği gibi çok daha fazla da olabilir, sizden daha dini bütün olabilirler. Çünkü İslam, akıl ve mantık dinidir! Hz. İbrahim, sorgulayarak, arayarak Allah’ı bulabilmiştir. Bu kıssa çok kıymetlidir.


2. AKP’ye oy veren insanların çoğu gayet rasyonel, matematikten ve fenden anlayan, ülkede istikrar ve gelişme isteyen insanlardır. Dindar olmaları ya da olmamaları sizleri ilgilendirmediği gibi sizin inanç ve tercihleriniz de onları ilgilendirmez. Menfaat için AKPli olan varsa da riya için dindar görünen varsa da bu tip insanların kendinden başka kimseye zararı dokunmaz.
Sonuçta herkesin dini kendinedir! Hesap gününe kimse partisi, ya da toplulukları ile gidemeyecek herhangi bir torpil geçilmeyecektir. Bu, Kuran’da açıkça anlatılmıştır. İçiniz rahat olabilir. İslam, insan odaklıdır. Riyakar ve yalaka azınlığı aşağılamak için kullandığınız cümleler gerçekten inançlı ve doğru düşünen insanlarla aranıza duvar örer ve onları kırar. Çevrenizde alkol kullanmayanlar, Ramazan’da oruç tutanlar olabilir.

Herkes alkol kullanmalıymış gibi davranmak ya da oruç tutanı, namaz kılanı taciz edecek davranışlarda bulunmak hoş değildir.

Gerçekten ihtiyacı olduğu için AKP yardımlarını alanlar olabilir. Onları rencide etmek yanlıştır. Hiç ihtiyacı olmadığı halde alanlar da olabilir. Onların kul hakları savaşı dünyada ya da ahirette zaten başlayacaktır. İktidar partisi halka yardım için birşeyler yapıyorsa bu çok iyidir ama birilerini kayırıyorsa, adaletli bir şekilde davranmıyorsa bunların da hepsi tek tek sorulacaktır. Bunu yapanları, toplumun bir kesimi ile bütünleştirmek, yanlış yapanlar için kitleleri suçlamak başlıbaşına yanlıştır.

Bu düşüncelerimi Gezi Parkı’ndaki binlerce kişiden de işitmiş olmak ve barışçıl, yapıcı davranışları gözlemlemek beni çok mutlu etti.
Empati kurmak, sağduyulu ve saygılı davranmak tüm bireylere şart. Bence insan ayrımı sadece iki türlü olmalı: İYİ İNSANLAR ve KÖTÜ İNSANLAR.


Bir de; ortada bir yanlış varsa kabullenmek ve yaraları tamir etmek en büyük erdemdir. Özür dilemek kişiliğinizden kaybettirmez, aksine kalpleri yumuşatır ve sizi yüceltir.

Çoğu zaman çözüm çok basittir: Sadece DİNLEMEK yeter aslında!

Son Not:

Tüm takımların temiz bakışlı taraftarlarının uçarı şakalarına, Çarşı grubunun sıradışı geyiklerine bayıldığım gibi Miraç Kandili’ ne saygı çağrılarını, kandil simidi yapıp dağıtan blog yazarlarını ve kitleleri birleştirmek isteyenleri hayranlıkla izliyorum. Gezi Parkı’na kütüphane fikri çok hoşuma gitti:) Cumhurbaşkanımızın tam kendisinden beklediğim şekilde davranmasına çok seviniyorum. Başbakanımızdan herkesi kucaklayan bir güzel söz duymayı hala umutla bekliyorum:)